
1.1M
BEHiç şüphesiz ki beklemekteyiz
Aydın’ın dağ eteklerine yaslanmış, çam ormanlarıyla çevrili ıssız bir yaylasında bulunan 1895 yapımı eski bir ahşap evde yaşanan tuhaf bir olay, hâlâ köylülerin sohbetlerinde ürpertiyle anılır.
Evin dışı koyu kestane rengindeydi; çatısı yosun tutmuş, pencereleri rüzgâr estikçe gıcırdayan demir aksamlarla kaplıydı. Girişte, üzerinde eskiden kalma yaldız işlemelerin silik izleri bulunan ağır bir kapı vardı. Rivayete göre, bu evin arka odasında bir zamanlar genç bir marangoz yaşar, geceleri eski oyma tezgâhında gizemli motifler oluştururdu. Bir kış gecesi aniden ortadan kaybolmuş, geride yalnızca oyma tezgâhını ve pas tutmuş bir keskisini bırakmıştı. Köylüler, parlak ay ışığı gecelerinde odadan ince kazıma sesleri geldiğini, keskilerin kendi kendine kımıldadığını anlatırdı.
Mehmet, 28 yaşında bir tasarımcı ve ahşap işçiliği meraklısıydı. Yeni sergisine ilham bulmak için bu evi kiralamıştı. Köy kahvecisinin, "Keskiye dokunma delikanlı, oydukları seni içine hapseder," sözünü ciddiye almadı. "Ahşap, sanatın nefesidir," diye gülümsedi. Eve taşındığında arka odanın loş, tozlu ama büyüleyici atmosferi hemen dikkatini çekti. Oda dar ve alçak tavanlıydı, reçine kokuyordu ve köşede yıllara meydan okumuş oyma tezgâhı duruyordu. Hemen yanında paslı keski ve sararmış bir defter vardı. Defterin içinde karmaşık motifler ve kısa bir uyarı yazıyordu: "Keskiden uzak dur."
İlk günler her şey sakindi. Mehmet gündüzleri ormanda dolaşıyor, geceleri taslaklar çıkarıyordu. Fakat beşinci gece, saat 01:47'de ansızın bir kazıma sesiyle uyandı. Ses, doğrudan oyma tezgâhından geliyordu; görünmez bir el sanki ahşabı oyar gibiydi.
Yerinden doğrulup sesin geldiği odaya gittiğinde...
#kesfet #kesfetteyiz #film #mizah #ask
@benikendindnkrtr










